İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Yüzyıllardır değişmeyen gelenek”

Renkli DYOloglar’ın bu haftaki söyleşisi Alparslan Baloğlu ve Yılmaz Değer arasında gerçekleşti

DYO’nun, AURA İSTANBUL (İstanbul Mimarlık ve Şehircilik Araştırmaları Akademisi) işbirliği ile gerçekleştirdiği, Türkiye’nin Renkleri ile “Renkli DYOloglar söyleşi” serisinin onuncu ve sonuncusu yapıldı. Farklı disiplinlerden isimlerin bir araya geldiği serinin bu haftaki konukları, kitap yapımcısı, akademisyen ve lezzet avcısı Alparslan Baloğlu ile mimar Yılmaz Değer’di. Söyleşi, 13 Ağustos tarihinde DYO Boya’nın YouTube kanalından canlı yayımlandı.

Türk boya sektörünün köklü markası DYO, toplumun estetik ve entelektüel değerlerinin gelişimine katkıda bulunmaya devam ediyor. DYO’nun, AURA İstanbul iş birliği ile gerçekleştirdiği söyleşi serisinde konuşmacılar; gastronomiden seyahate, felsefeden edebiyata, arkeolojiden çağdaş sanata, müzikten mimariye, kendi disiplinleri içerisinde sahip oldukları özgün bakış açılarıyla renk kavramını düşündürücü bir şekilde yeniden tanımlıyor. DYO, proje kapsamında “Türkiye’nin Renkleri” olan çok değerli isimleri, YouTube üzerinden “Renkli DYOloglar” canlı yayın söyleşileriyle bir araya getiriyor.

“Yeme kültürünün arkasında uzun bir tarih var”

Serinin onuncu canlı yayınında kitap yapımcısı – akademisyen – lezzet avcısı – Mutfak Dostları Derneği Üyesi Alparslan Baloğlu tatlardan, tatların renklerinden, renklerin tatlarından, yeme içme kültüründen, tarihinden, felsefesinden ve sanatından bilgiler aktardı.

Yemenin insanın mutlu olmasını sağlayan çok önemli bir unsur olduğunu söyleyen Alparslan Baloğlu yemenin arkasında çok uzun bir tarih olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Yemeğin tarihinin aslında insanın tarihi olduğunu söyleyen Yılmaz Değer ise yemeğin tarihinin, avcı toplumdan tarım toplumuna geçişle kasabaların ve kentlerin yani bugünkü dünyanın oluşumunun beslenmenin peşindeki insanın tarihi olduğunu belirtti.

“Yemeği yemek değil, yapmak fiili gastronomi

Yemeği sadece yemek değil yapmak fiilinin Gastronomi’yi oluşturduğunu dile getiren Baloğlu, Göbeklitepe’den, buğdayın evcilleştirilmesine ve bu sayede elde edilen yiyeceklerin insanı bir araya getirmesindeki önemine kadar birçok detayı bizlerle paylaştı.  Antik çağdan bu yana yeme içmenin insanları bir araya getiren entelektüel bir faaliyet olduğunu söyleyen Yılmaz Değer, yüzyıllar boyu toplumlarda farklı ritüellerle de olsa değişmeyen bir gelenek olduğunu söyledi.

Üyesi olduğu Mutfak Dostları Derneği’nden de bahseden Baloğlu, kendi alanındaki en eski sivil toplum kuruluşu olan derneğin 1991 yılında Tuğrul Şavkay, Ergün Köknar, Hasan Özay ve Ahmet Örs’ün kurucu üyeleri arasında yer aldığını ve logo tasarımının da Bülent Erkmen’e ait olduğunu söyledi. Türkiye’de derneklerde kadın başkanların sayısının az olduğuna da değinen Baloğlu, yemek kültürü ile sorular soran ve bu soruların cevapları ile ilgili çalışmalar yapan derneğin son dört dönemdir başkanlığını Zeynep Kakınç’ın başarıyla sürdürdüğünü ve bu durumdan mutluluk duyduğunu ekledi.

“Slow food çok önemli bir konsept

Yeme içme kültürümüzün yapı taşlarıyla ilgili seminerler düzenlediklerini ifade eden Baloğlu, yurtdışındaki derneklerle de iş birlikleri yaptıklarını, bunlardan en önemlisinin ‘’ESSEDRA (Kırsal Alanlarda Çevresel ve Sosyo-Ekonomik Sürdürülebilir Kalkınma) Projesi’’ olduğunu söyledi. Projede Slow Food Derneği ile birlikte çalıştıklarını da sözlerine ekleyen Baloğlu, kendilerinin projede ‘’Anadolu Lezzet Envanteri’’ olarak yer aldıklarını belirtti. Slow Food’un çok önemli bir konsept olduğuna dikkat çeken Değer ‘’Dünyadaki tarımsal üretim, besin kaynaklarının üretimi ve tüketimi konusunda yeniden nasıl örgütleneceğine dair ipucu da içeriyor diyerek oluşumun önemine vurgu yaptı.

Slow Food’un ‘’Holy Trinity’’ diye adlandırılan kutsal üçlemesinin iyi, temiz ve adil gıda olduğunu söyleyen Baloğlu, bu üçlemenin ne anlama geldiğini örneklerle anlattı.

“Kırmızı, meraklısı olduğum acıyı hatırlatıyor

Baloğlu konuyu duyularımıza getiren Değer’e, beş duyu organımızla birlikte algıladığımız bir alan olan yemekten, lezzet yapılarına ve sunumlara kadar çok ilgi çekici örnekler verdi.

Lezzet kadar sunumun da önemli olduğunu söyleyen Baloğlu, sunum konusunda bir sanatçı gibi çalışan Osman Sezener, Mehmet Gürs, Maksut Aşkar, Fatih Tutak, Emre Tali’nin sunumlarından örnekleri paylaştı.

Değer’in Baloğlu’na, lezzetlerin tatları da renkleri de olduğunu söyleyerek ‘’Bir rengin sana çağrıştırdığı bir lezzet ya da lezzetin çağrıştırdığı renk var mı? sorusuna ‘’Yeşil bana hep ferah, fresh bir tat hatırlatıyor. Nanenin tazeyken ki yeşili ve kuruyken ki yeşili nedense taze bir tat, serinletici bir aromayı çağrıştırıyor, kırmızı da meraklısı olduğum acı tadı’’ diyerek cevap verdi.

Füzyon mutfağından moleküler mutfağa kadar tatları her açıdan konuşan iki konuk ilgi çekici bir sohbete imza attı.